Kendi blogunu oluştur ;)

Gerçek dost ve sevgili herkesin çıkıp gittiği yerde içeri girendir...

4 tane "dr.can yazıları" etiketli yazı bulundu "dr.can yazıları" tagli diger ogeler resimler , videolar

200 Yüzlü

Avşar/Kayseri Her şeyimle iyi bir insan olmaya çalışırken yine de nefsime hakim olamıyorum. (Göz zinası) Sonra hemen secdeye kapanıp tövbe ediyorum.

Sonra kalkıp bir de Allah’tan, Peygamber’den söz ediyorum. Ben kimim ki?.. Bu ikiyüzlülükten nasıl kurtulacağım abi?

Dr. Can

Sevgili Avşar Bey;

1) İster ibadetlerimizde, isterse erdemli kararlarımızın uygulamasında insanlar karşısında ve yanında olmakla, yalnız olmak arasında “maalesef” büyük farklar bulunmaktadır.

2) Aslında böyle bir fark olmamalı ya da illa ki olacaksa “yalnız kalındığında” oluşan ruh halimizin lehine bir fark olmalıdır.

3) Uhuvvet ve ihlas prensiplerine göre halkın ya da arkadaşların arasında mütevazi, sade ve objektif olmalı (ki ayranlar kabarmasın ve riya olmasın); ama gece kendi kendimize sabaha dek secdede, subjektif, nefsimize karşı savcı ve hatta takva konularında idealist olmalıyız.

4) Başkasının parasıyla kurban kesmek kolay olurmuş. Diyeceksin ki “Sen böyle misiniz?” Tabii ki cevabım “Maalesef hayır”… “O halde “öyle ol” ve “O zaman yaz.” dediğini duyar gibi oluyorum. Eğer ben bunları yapsaydım zaten yazmazdım. Zira;

A) Bravo doktora. Nefsinde yaşamadığı şeyi yazmıyor derdiniz. O da beni bozar…

B) Bu güzellikleri yaşasaydım Dr. Can’ı yazmaz “Havadis-ül Cenne” diye bir gazete çıkarıp medya patronu olurdum…

C) Evet, yaşayışım “eğri” olabilir, ama hiç olmazsa yazılarım “doğru” olsun istedim.

5) Ayrıca, sana da bana da teselli olacak bir anekdot aktarmak isterim. Hz. Ebu Bekir (ra) “Ya Resulallah. Senin yanındayken çok mutlu ve inançlı oluyorum. Çıkıp eve gidince ben sanki o ben değilim.” demiş. Efendimiz (sas), mealen “Her daim benim yanındaki gibi olsanız melekler etrafınıza üşüşür, sizinle selamlaşırdı.” buyurmuştur.

6) Evet sevgili Avşar bey… İman ve günaha karşı sabır her an aynı kesafette olmuyor maalesef. Ya da farklı bir görüşle şöyle de diyebiliriz: Camide namaz kılarken “insanların bizi gördüğüne” inanırız ve adam gibi kılar, adam gibi düşünürüz de, EVDE YALNIZKEN ALLAH’IN BİZİ GÖRDÜĞÜNÜ UNUTUVERİRİZ!

7) İzin verirsen kendin için yazdığın “Bu ikiyüzlülük” konusunu ben Dr. Can için yazayım ve dua istirham edeyim…

Avşar/Kayseri Her şeyimle iyi bir insan olmaya çalışırken yine de nefsime hakim olamıyorum. (Göz zinası) Sonra hemen secdeye kapanıp tövbe ediyorum.

 

Sonra kalkıp bir de Allah’tan, Peygamber’den söz ediyorum. Ben kimim ki?.. Bu ikiyüzlülükten nasıl kurtulacağım abi?

Dr. Can

Sevgili Avşar Bey;

1) İster ibadetlerimizde, isterse erdemli kararlarımızın uygulamasında insanlar karşısında ve yanında olmakla, yalnız olmak arasında “maalesef” büyük farklar bulunmaktadır.

2) Aslında böyle bir fark olmamalı ya da illa ki olacaksa “yalnız kalındığında” oluşan ruh halimizin lehine bir fark olmalıdır.

3) Uhuvvet ve ihlas prensiplerine göre halkın ya da arkadaşların arasında mütevazi, sade ve objektif olmalı (ki ayranlar kabarmasın ve riya olmasın); ama gece kendi kendimize sabaha dek secdede, subjektif, nefsimize karşı savcı ve hatta takva konularında idealist olmalıyız.

4) Başkasının parasıyla kurban kesmek kolay olurmuş. Diyeceksin ki “Sen böyle misiniz?” Tabii ki cevabım “Maalesef hayır”… “O halde “öyle ol” ve “O zaman yaz.” dediğini duyar gibi oluyorum. Eğer ben bunları yapsaydım zaten yazmazdım. Zira;

A) Bravo doktora. Nefsinde yaşamadığı şeyi yazmıyor derdiniz. O da beni bozar…

B) Bu güzellikleri yaşasaydım Dr. Can’ı yazmaz “Havadis-ül Cenne” diye bir gazete çıkarıp medya patronu olurdum…

C) Evet, yaşayışım “eğri” olabilir, ama hiç olmazsa yazılarım “doğru” olsun istedim.

5) Ayrıca, sana da bana da teselli olacak bir anekdot aktarmak isterim. Hz. Ebu Bekir (ra) “Ya Resulallah. Senin yanındayken çok mutlu ve inançlı oluyorum. Çıkıp eve gidince ben sanki o ben değilim.” demiş. Efendimiz (sas), mealen “Her daim benim yanındaki gibi olsanız melekler etrafınıza üşüşür, sizinle selamlaşırdı.” buyurmuştur.

6) Evet sevgili Avşar bey… İman ve günaha karşı sabır her an aynı kesafette olmuyor maalesef. Ya da farklı bir görüşle şöyle de diyebiliriz: Camide namaz kılarken “insanların bizi gördüğüne” inanırız ve adam gibi kılar, adam gibi düşünürüz de, EVDE YALNIZKEN ALLAH’IN BİZİ GÖRDÜĞÜNÜ UNUTUVERİRİZ!

7) İzin verirsen kendin için yazdığın “Bu ikiyüzlülük” konusunu ben Dr. Can için yazayım ve dua istirham edeyim…

Yorumsuz Geçme

Mutlu olmak, Umutlu Kalmak

Mutlu olmak, Umutlu Kalmak

(Ayşe-Tunceli)
Can abi. Sanırım bu ilçe beni boğuyor. Halbuki ne umutlarla gelmiştim.

 ***************************************************************Mutlu olmak ***

Dr.Can:

Değerli Ayşe öğretmen kızım… Allah hem birdir hem de TEK’dir. Bu yüzden olsa gerek (1)’i sever. Peygamberler bir kişidir. Çalışırlar anlatırlar ve etraflarına insanlar birikir. Ağaçlarda yetişen binlerce tohumun her biri tek başına yeni bir ağaç meydana getirecek şekilde yaratılmışlardır. Nice kurtuluş savaşları, devrimler, yeni oluşumlar, Lider, dahi farklı özellikli “reis”lerin dirayet, kıyaset ve basiretleriyle oluşmuştur.

Her yağmur damlasıyla bir melek indiren Allah yer yüzünde BARIŞI ve HUZURU temin edecek olan kendi adına yüceltecek kuralların içinde bu özelliği dercetmiş, üstünsünüz, en iyisiniz, kerem sahibisiniz diyerek onlara AYDINLIK SONUN başlama vuruşunu göstermiştir.

BİR TEK AĞAÇ ORMANI BAŞLATABİLİR,

BİR TEK ÇİCEK BAHARI MÜJDELEYEBİLİR,

BİR TEK DAMLA BARDAĞI TAŞIRABİLİR

BİR TEK DOKUNUŞ AŞKI BAŞLATABİLİR

BİR TEK TEBESSÜM BUZLARI ERİTEBİLİR

BİR TEK OY SEÇİMİ KAZANDIRABİLİR

BİR TEK DUA CENNETİ KAZANDIRABİLİR…

Görüyorsun ya Ayşe öğretmen her şey “BİR TEK SANA BAĞLI” olarak yaratılmış sanki…

14 asır sonra düşmek üzere olan İMAN BAYRAĞINI alıp, talebelerini her bir yöne göndererek nurlar saçan “bedî’” insanın arkadaş ve kardeşleri de bu özgüven ve imanlarıyla dağılmamışlar mıydı yer yüzüne? Ve şimdi de bu konsantre imanı sulandırıp sulandırıp yer yüzünün en ücra köyüne gidip tek başına okullar açan gariplere ne demeli? Şimdi bu şartlar çerçevesinde sen, Kutlu AYŞE öğretmen; kazanma rampasının zirvesine gelmişken kaybedenlerden mi olacaksın? Pöh! Biliyorum senin de öyle bir niyetin yok zaten. Sen de sâdıklardan olarak SABIR, CEHD, GAYRET ve MUTLAKA ŞEVK içinde olmalısın. Manen ellerinden öperim öğretmenim. Hayat sana mutluluk getirsin.

Yorumsuz Geçme

Hepimizin Rengi Kahve-rengi Tonlarda

Dr.Canın yazılarına devam..Gerçekten eskimeyen ve çok güzel yazılar..

Umarım beğeniyorsunuzdur:)

Hepimizin rengi kahve-rengi tonlarda

toprak rengi

 

 

 

 

 

 

Yasemin Su - Almanya

Yürüdükçe yollar kayıp gidiyor,
Kaygılar her dalda acı meyve…
Son basamaktan düşünce insan, otobüste
Kaçıncı yolcu olduğunu unutuyor…

Düşünceler sürüklerken “Bir kazma ucu”na beni
Hangi durakta indiğimi hatırladım.
Vakitsiz duraklarda inmeliymiş insan…
Bir zamanlar elmalı şekerler vardı
Şimdiki gözlerim kadar kırmızı
Bağırdı mı Hulusi amca “Boza” diye
Şimdiki gözyaşlarım kadar sıcak…
Koşuşturduğumuz toprak yollar,
Ayşe ninenin iniltileri
Çınar dedenin yaprak terapisi
Şimdiki kulağımı çınlatan delik deşik hatıralar
İlk adımım, çimenlerde yuvarlanışım
“Mavi gözlü bebeğim yok” diye hıçkırıklarım
Şimdi ise beynime ve
“Emel”lerime zorla adım attırdığım ayaklarımla
Uyanmak istemeyen kahverengi gözlerim…
Ve, ruhumu kemiren sorular; hangisi gerçek?
Güneşin yakıcı, denizin hırçın, yoksa
Toprağın vefalı oluşu mu?
Bu çemberin çıkış kapısı nerede Can abi?
Şimdi benim rengim ne Can abi?
Bulursanız şayet, yazar mısınız?

 

Dr. Can

Sevgili Yasemin…

Senin rengin kırmızı güzel kızım.

Tıpkı çocukluğundaki elmalı şekerin ve tıpkı şimdi tutkuyla sarıldığın bayrağın gibi. Sen “mavi”sin Yasemin… “Neden yok?” dediğin bebeğinin gözleri ve aşkla ufuklarına kulaç attığın hırçın denizin gibi rengin iniltili, rengin çileli, rengin boza sıcağı, rengin terapist yaprakların yeşili güzel kızım. Sen su rengindesin. Yaseminin beyazını içinde kırarak tayf misali, gökkuşağı renklerine ayrıştıran su. Sen gökkuşağı rengindesin.

Vakitsiz duraklarda inlemeli

Ben hep Rabb’isine tesbihat şarkıları besteleyen ağustos böceğini, dünyalık yiyeceğini depo etmek hırsıyla çalışan karıncaya tercih etmişimdir. Dr. Can’ın son durağı konusunu da, karınca gibi çalışan; ama okurlarına yazarken masasında çatlayıp kala-kalan, şeklinde hayal etmiştim.

- “Dün akşam elektrikler kesikti. Mum ışığında senin mektubunu okurken elimde kalem, kazmanın ucunun sesini duydum. Vefalı toprağa dokundukça kahverengi tonlardaki parçacıklar uçuşuyordu gözlerimde. Yüzüm kirece çaldı. Sadık eşim eli alnımda dua okurken asitten damlalar, gözbebeklerini deliyor ve boynuma dökülüyordu ama hissetmiyordum. Bir durak daha avans verildiğini, sabah uyandığımda anladım…

- “Bir 24 saatim daha var” dedim. Bugün, yanlış bir şey yapmayacak, doğrularımla, bu akşamki durakta insem bile, cennet yolundaki azığımı düne nazaran artıracaktım. Cırcır böceği gibi dudaklarımı kımıldatmaya başladım. Öğlen Ankara’dan dostum Fatih geldi. Simidimi paylaştım, fincanına çay koydum.

- “Dün akşam” dedi. “Sohbetteydim. Sizden bahsedildi. Birisi Can abi rahatsızmış dua edelim.” dedi. “Reklâm arası verdik size dua ettik.”… Gülümsedim. “Teşekkürler Ankara.” dedim. Öğle sonu, öğretmen eşim, her gün yengesinin pabucunu ödünç giyen öğrencisi Fatma’ya ayakkabı alacakmış. Cebimdeki param 75 yeni kuruş eksiğiyle Fatoş’a da yetti. Sık sık “Senden başka ilah yok.” dedim ve dilimle kalbimi akort ettim!!!

Bugün sanki daha bir hazırım Yasemin. Daha bir mutluyum. Sana yazabiliyorum. Ve en önemli renk var sırada. Senin, Dr. Can’ın ve tüm can taşıyanların rengi bu. O’na açılan kapının eşiğinin rengi. Alnımızı meleklere öptürdüğümüz vefalı toprak ve onun kahverengi tonları…

Tıpkı şimdilerde “uyanmak istemiyor” dediğin gözlerin gibi, kahverengi senin rengin. Kazmanın ucundaki esrarengiz renk. Senin ve hepimizin ışıltılı rengi…

Yorumsuz Geçme

Aşk, Allah'ı Kalbine Davettir..

Aşk Allah F.Can
Ailemin tavsiyeleriyle bir yakınımızla nişanlandım. Yurtdışındaydım. Nişan da uzun sürdü. Maddi sebeplerden aramız bozuldu. Geldim. Düzelttim; ama ayrıldık. Ailem “yeni birisini bul” unutursun diyor. Eskiyi unutayım mı? Yeni birisini arayayım mı? Psikolojimi nasıl düzeltirim?

DR.CAN:

Sevgili F. Can. Soyadınla “Adaş”ız… Mektubunu okurken “al işte” dedim. “İlginç bir mektup daha!” Güleyim mi, ağlayayım mı, üzüleyim mi bilemedim. İlk cümleni düşündüm: “Ailemin tavsiyesiyle”... Şimdi, bir kızı seversin, zamanla tanırsın. “İşte” dersin “Evleneceğim kişi bu”. Sonra tanıdığınız ortak kişilere sorarsın “Tavsiye ederiz iyi kızdır” derler. Anneni babanı istemeye gönderirsin. Söz-nişan olur. Onlar da iyice tanırlar. “Evet oğlum, gelin adayımızı sevdik tavsiye ediyoruz evlen.” derler. Evlenirsin…

Ama sen; yurtdışındasın. “Evlenmek istiyorum.” demişsin. Ailen yazı-tura’yla tek maçta eliminasyon sistemine göre eleyip birini tavsiye etmişler! Sonucunun da böyle olması normaldir.

İkinci cümlen: “Maddi meseleden ayrıldık.” Şimdi, cep telefonu alır gibi tavsiyeyle “alınan” hatun kişiyle “maddi meselelerden” ayrılmak neredeyse kaçınılmazdır.

Üçüncü cümlen: “Nişan uzun sürdü ayrıldık.” Evet, halk arasında nişan uzun sürerse ayrılık olur diye yanlış bir düşünce var. Anlaşma süreci olan nişanda ayrılık olması, anlaşamamak, “yol yakınken ve zararın neresinden dönersen” meselesidir. İyi ya işte evlenip de öyle ayrılmaktansa nişanda OLMADI demek daha iyidir. Diyelim 1 yıl nişanlılık sürdü. 2. yıl sonunda “Şu an iyiyiz. Aramız bozulmadan evlenelim” demek ne derece mantıklı? Hamurun bütün sertliklerini gidermek gerek. Yoksa evlilik stresli iştir. En küçük bir HABBE evlilik sonrası KUBBE olur. Bir de “Boşanmayalım, bari çocuk yapalım!” denir. (HOŞGELDİN ÖMÜR BOYU MUTSUZLUK). İlaveten konjenital (doğuştan) özgüvensiz çocuk sorumluluğu... “Çocuk bende kalacak, hayır bende” ve gazetelerin 3. sayfalarında çıkan “malum” haberler.

Aynı gün söz, nişan, nikah yapanlar var ve maalesef onlar da bir günde boşanabiliyorlar. Hani nişanlılık kısa sürmeliydi?

1) Eskiyi unutayım mı?

Cevap: Evet.

2) Yenisini arayayım mı?

Cevap: Önce Allah’ı ara, bul! Kalbine yerleştir. “Aşk, Allah’ı kalbine davettir” zira… Sonra, bulduğunla, kalbini akort et. Aynı sesleri çıkarıyorsa; İlahi TAVSİYE’ye kulak ver.

3) Psikolojimi nasıl düzeltirim?

Cevap: Kalbine misafir ettiğin VEDUD, hem kalp doktoru, hem de ruh doktorudur.

Ücreti ZİKİR, FİKİR ve ŞÜKÜR’dür.

Vergisi, ibadet ve duadır. KDV’si ise CENNETTİR. Mutluluklar
Yorumsuz Geçme