Kendi blogunu oluştur ;)

Gerçek dost ve sevgili herkesin çıkıp gittiği yerde içeri girendir...

Kutsallarımıza Saldırı..!!!

 

TEK TÜRKİYE'DE HAİN PLANLAR DEŞİFRE OLUYOR

Ülkenin kutsallarına göz diktiler! - VİDEO
Samanyolu Televizyonu'nun Türkiye'nin gerçeklerini yansıtan dizisi "Tek Türkiye"nin son bölümünde de inanılmaz bir senaryo daha ekrana geldi.

Kendilerini Türkiye'nin tek sahibi gören karanlık kurul, önümüzdeki dönemde memleket üzerine yazdıkları bölücü senaryoyu deşifre etmeye devam ediyor..

Halkın bilinçlendiğini, masa başında yapılan irtica ve montaj haberlerinin, düğmeye basanların farkında olduğunu ve bu yüzden kamuoyunu yönlendirmekte zorlandıklarını itiraf eden Karanlık Kurul üyelerine göre, "Türkiye'yi geri dönülmez bir yola sokmak için ülkenin kutsallarına etkili bir saldırı yapılmalı..."

"Bu ülkeyi hep içten vurduk, yıllardan beri kurduğumuz çetelerle çok işler yaptık" diyen hain senaryonun aktörleri, Türkiye'yi kendi çıkarları doğrultusunda yoluna soktuktan sonraki aşamanın mesajını verdi.

MÜTHİŞ VİDEOYU İZLE

Yorumsuz Geçme

G.Saray'ı Şampiyon Yapan Ana Faktör..


alatasaray4qo Yıllar önce Galatasaray'ın veya Türk Millî Takımı'nın Avrupa'daki bir galibiyetinden dolayı mıydı tam hatırlamıyorum, gece yarısı arabalarla sokaklara dökülüp kutlamalar yapan gençleri görünce ağlamıştım.

Bir zamanlar, O. Yüksel Serdengeçti'nin İmparatorluğa Mersiye'sinde ifade ettiği gibi, "Hakan emir verince orduları dualar eşliğinde yürüyen" ve gittiği her yere gerçek medeniyet götüren bir milletin evlâtları artık, oyun ve eğlenceden ibaret olan topu üç direk arasından geçirme yarışındaki başarılar üzerine şarkılar söylüyor, kutlamalar yapıyorlardı. Bir zaman, Çengelköy-Talimhane'de otururken, pazar sabahı çok erken saatlerde gençlerin maça gitmek üzere yığın yığın yollara döküldüğüne şahit olurdum. Anadolu'dan gelmiş ve belki her ferdinin çalışmasıyla ayakta kalabilen ailelere ait bu gençler, bir haftalık kazançlarının önemli bir bölümünü pazar günü maçta harcarlardı. Bu durumun, günümüzde çok daha öte boyutlarda aynen devam ettiği malûm.

Evet, günümüzde, taşıdıkları kısmî sanat olma özellikleri bir yana, modern müzik, sinema ve spor dalları içinde bilhassa futbol, özellikle gençlerdeki dönüştürücü enerjiyi boşaltma, onların kıt kazançlarını bile tamamen tüketime çekme gayesi, fonksiyonu güden birer endüstri dalı, milyonlarca insanın alın terinin çok az sayıda insanın aşırı refahına hizmet ettiği birer sömürü sektörüdür. Ne var ki, hem müzik, hem sinema, hem de futbol, bir "seyl-i huruşan" gibi akıp giden ve insanları birer çöp gibi sürükleyen modern hayatın en azından şimdilik önünde durulması zor en güçlü birer akıntısı konumundadır. Dolayısıyla, insanın varlık gayesine, insanlığa, ülkeye hizmet etmek isteyen kim olursa olsun, bu akıntılara bigâne kalamaz; onları, onların sürüklediği insanları ihmal edemez. Bu akıntıları tamamen kendine hizmet yolunda kullanmaya çalışan modern anlamda putperest modern sistem, bu alanlarda parlayan her insanı kitlelerin karşısına bütün ahlâkî değerlerden sıyrılmış birer "idol (put)" olarak çıkarmaya çalışmakta, hattâ onlara, tarihteki bütün şirk sistemlerinin yaptığı gibi, kendi çıkarları istikametinde kullanmak üzere "ilâhlık, ilâhelik" atfetmektedir - bu kavramların özellikle Türkiye spor basınının belli kesiminde nasıl sıklıkla kullanıldığına şahit olmaktayız. Bundandır ki, "idol, ilâh, ilâhe" olarak istismar edilen insanlar içinde böyle olmayı reddeden, gerçek İslâmî-ahlâkî değerleri şu veya bu ölçüde sahiplenenleri ise affetmemektedir. Neredeyse 40 yıldır spor basınını da belli ölçülerde takip eden bir insan olarak bende oluşan kanaat şudur: Modern sistemin Türkiye uzantısı ve onu medyada temsil eden kesim için, herhangi bir takım, hattâ Türk millî takımları, eğer kendilerine yüklenen "idol, ilâh, ilâhe" rolü oynamayı reddeden insanlarla başarıya ulaşacaksa, böyle başarıdansa sürekli başarısızlık daha iyidir.

Son 15-20 yıl içinde özellikle futbolda "idol, ilâh" rolü oynamayı reddeden çok sayıda futbolcu yetişti. Kimse inkâr edemez ki, Galatasaray'ın yurtiçi-yurtdışı başarıları, büyük ölçüde bu futbolcularla gerçekleşti. Evet, her başarıda insan irade ve gayretine düşen çok önemli bir pay vardır ama, bu payı gerçek sonuca ulaştıran İlâhî İrade'dir. İşte, Galatasaray'ı, son şampiyonluğa taşıyan en önemli faktör, Galatasaray'ın söz konusu başarılarının sembol ismi haline gelen Hakan Şükür'ün Peygamber Efendimiz'in doğum günü münasebetiyle O'nun için sarf ettiği samimi saygı sözlerindeki mânâ olmuştur. Bu şampiyonluk, iflâh olmaz Kutlu Doğum düşmanlarına yeni bir cevaptır. Çünkü Hakan, mesleğinin hakkını verdiği gibi, inancında samimi, onu dile getirmede ve bağlandığı değerleri ifade etmede komplekssizdir; özellikle "önde görünen" pek çok Müslüman'ın genel hastalığı olan özür dileyici tavırdan uzaktır. Bu samimiyeti, komplekssizliği ve özür dileyici tavırdan uzaklığından dolayı da Cenab-ı Allah, onu mahcup etmemekte ve kendisi gibi onunla gönül birliği yapanları başarıya taşımaktadır.

Ali Ünal, Zaman

Yorumsuz Geçme

Hürriyet'in Yalan Manşeti..

 

HÜRRİYET'İN YALAN MANŞETİ



Hürriyet'in 'rakı kadehli' yalan manşeti, kapatma davası için eşsiz bir delildir!


Hürriyet; abartılı haberciliği, yalan haberi, asparagası, mizanseni, güdülemeyi, gözbağcılığı çok iyi bilir: Yıllar yılı psikolojik harekatın kralını yapmış bir gazetedir…

"Hürriyet-Eşitlik-Asparagas" ceridesi, beş yıl önce "Fransa'da mini etekli kızı diri diri yaktılar" sürmanşetiyle 60 yıllık tarihinin en büyük düzmece haberlerinden birine imza atarak içeriye "laiklik tehdit altında" mesajını şırınga edivermişti…


* * *
Üzerinize afiyet "Hürriyet Tarihinin Yalan Haberleri" başlıklı bir ansiklopedi hazırlıyorum!

Ne yazık ki, ansiklopediyi gazetenin altmışıncı yaş gününe yetiştiremedim. Kaçıncı yıldönümüne yetiştirebilirim inanın emin değilim…

İşim gittikçe zorlaşıyor…

Hürriyet'in yalan manşetleri son dönemde o kadar arttı ki, hepsine nasıl yetişeceğim diye kara kara düşünüyorum…


* * *
Amiral Gemisi'nin önceki günkü manşetinde "Bir Kadeh Rakı Artık Yasak" cümlesi okunuyordu…

Manşetin spotunda "alkollü içki satışındaki yeni mevzuatın herkesin kafasını karıştırdığı" yazılıydı…

Oysa, kamuoyunun kafasını karıştırmaya çalışan Hürriyet'in ta kendisiydi…

Gözbağcı manşet sayesinde, "AKP hükümeti laik yaşam tarzına o denli karışır hale geldi ki artık ülkede bir kadeh rakı bile yasaklanıyor" demeye getiriliyordu…

Hürriyet'in spot başlığında "Evin dışında içmek zor" cümlesi; hemen altında "Bar ve restoranlarda kadehle satış sona eriyor. İşin özeti 'içeceksen evinde iç' deniyor" ifadesiyle hüküm verilip, operasyon tamamlanıyordu!

İngiliz tabloid basınının bağımlısı olduğu o çürütücü prensip Hürriyet için bir kere daha devreye girmişti…

Neydi, o?

"-Gerçeğin, iyi bir öyküyü bozmasına izin verme!"

Gerçek şu ki, açık içki satma ruhsatına sahip yerlere barlara, lokantalara vesaireye yasak geldiği yoktu…

5752 sayılı kanun, yani yeni yasa, açıkta içki satması zaten yasak olan bakkallar, marketler, büfelerle ilgiliydi:

"Kimi yerlerde kapısının önüne masa atıp içki servisi yaparak yasağı çiğneyen bakkal ve marketlere şimdiye kadar olduğu üzere yönetmeliğe göre değil de, kanunla ceza verilmesi gerektiğinden" böyle bir kanun çıkarmak zaruri hale gelmiş, sonuçta yasa çıkmıştı…

Bu açık gerçek Hürriyet'in umurunda değildi, tabii…

Bundan daha elverişli ve de "ağızlara laik" hükümete çakma öyküsü olur mu?

"Büyük Gazete" zerre kadar utanmadan "Bir kadeh bile artık yasak" manşetiyle kamuoyunu yanıltarak, "Laiklik elden gidiyor" cenahına "cephanelik" taşıyor.


* * *
Hürriyet'in yalan manşetinin, Yargıtay Başsavcısı'nın çok hoşuna gideceğini sanıyorum…

Benzer yalan haberleri AKP iddianamesine koymuştu ya…

Başsavcımızın 'Ek İddianame' hazırlayıp; Hürriyet'in şu son manşetini de kapatma davasına yetiştirmesinde fayda var!
Yorumsuz Geçme

GittiGidiyor'a Dikkat Edin..!

Internet'ten Alışveriş Ederken Dikkat Ediniz, Bilhassa GittiGidiyor'dan!

Erol Kavas
İşimiz ve merakımız gereği donanım vb ürünlerin fiyatlarını çok dikkatli takip ediyoruz, inceliyoruz. Hangi bilgisayarcı hangi ürünü ucuza satar, hangisi bizi kazıklamaya meyillidir iyi biliyoruz. İkinci el ürün piyasasının forumlardan Gittigidiyor gibi güvenli bir ortama taşınması bizi mutlu etmişti.


En azından paramız satıcıya ulaşmadan ürünü görüp, onay veriyorduk. Satıcıları iyi tespit edebilirsek de, puantaj sistemi sayesinde iyi veya kötü niyet sahibi olduğu ortaya çıkıyordu.

Ama bugün karşılaştığım olayda ise, artık Gittigidiyor'un da suyunun çıktığının görüyorum. Satıcının birisi geçen hafta 59 YTL'ye aldığımız ürünü 85,90 YTL'den satıyor...

Buradan çıkarabileceğimiz ders ise, fiyat araştırması yapmadan iğne bile almamak lazım geliyor.

Bahsettiğim konunun linklerini de paylaşayım ki, tüm alıcılara ve satıcılara örnek olsun:

En iyi fiyata satıldığı iddia edilen ürün
Bir fiyat arama motorunda fiyat karşılaştırması sonucu
Benim aldığımı firmanın ürün sayfası kur farkından ya da ürüne zam gelmiş herhalde ama yine %20-25 gibi daha ucuz.

Bir firma daha yakın fiyata satıyor.

Erol Kavas - Gasteci.com

Yorumsuz Geçme

Reuters, Gülen'e işte böyle hitap etti


fg Reuters'ın Gülen tanımı: Modern hayata kök salmış mutedil İslam'ın savunucusu...

Dünyanın en büyük haber ajanslarından Reuters, Fethullah Gülen ve yurt dışındaki Türk okullarıyla ilgili kapsamlı bir dosya yayınladı. Bugün abonelere geçilen haber, 'Türk İslam Vaizi: Tehdit mi Hayırsever mi?' başlığını taşıyor. Gülen'i 'modern hayata kök salmış mutedil İslam'ın savunucusu' olarak tanımlayan ajans, Gülen hareketi hakkındaki farklı görüşlerin ülkedeki kimlik ve güç mücadelesini yansıttığı savundu.

Zaman'ın haberine göre; Gülen'in, basın-yayın, hayır işleri ve özellikle eğitimde aktif olan güçlü bir harekete ilham kaynağı olduğunu anlatan haber, Alexandra Hudson imzasını taşıyor.

Ajans, 'giderek radikalleşen İslam dünyasında mutedil bir güç' olarak görülen Gülen hareketinin, bazı Türkler için de 'laik devlet ve din merkezli güç arasındaki gerginliğin bir örneği' olarak algılandığı belirtiyor.

Reuters'in haberinde, Cambridge Üniversitesi'nden İslam araştırmaları uzmanı Timothy Winter'ın "Gülen hareketinin ana amacı, laik ve dindar Türklerin hep birlikte eğitim vasıtasıyla yükseltilmesidir." sözlerine yer veriliyor.

İstanbul Avcılar'daki Fatih Koleji'ne giderek öğrenci ve öğretmenlerle görüşen Alexandra Hudson, Türk gönüllülerin dünya genelinde 800 okul açtığını anlatıyor.

Söz konusu eğitim kurumlarının bilim ve teknolojiye odaklandığını anlatan Hudson, haberinde çeşitli röportajlara da yer veriyor. Fatih Koleji İngilizce öğretmenlerinden Ahmet Yalçın, velilerin okullarını tercih etmelerini farklı sebeplere bağlıyor.

Bazı ailelerin, içki ya da sigaraya başlamasından korktukları için çocuklarını Fatih Koleji'ne gönderdiğini, bazılarının da üniversite sınavlarındaki başarı sebebiyle kendilerini tercih ettiğini dile getiriyor.

Okuldaki her sınıfta Atatürk resimleri bulunduğuna işaret eden muhabir, eğitim programında da Gülen öğretilerinin yer almadığına dikkat çekti.

Haberde görüşüne başvurulan Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Cemal Uşak, anketlere göre Türk halkının yüzde 83'ünün Türk okullarına olumlu baktığını vurguladı.

Türkiye Cumhuriyet'inin 'katı laik' bir devlet olarak kurulduğunu yazan Reuters, toplumdaki değişimin dindar profesyonelleri öne çıkarması ve Gülen hareketinin yükselen kesimden destek görmesinin bazı çevreleri endişeye sevk ettiğini belirtiyor.

Haberde Gülen'in siyasi amaçları olduğu yönündeki şüphelere de yer veriliyor. Utah Üniversitesi'nde çalışan Prof. Dr. Hakan Yavuz, "Türkiye'yi dini dünyanın merkezi yapmak için elit bir sınıf meydana getirmek istiyorlar. Toplumda onları dengeleyebilecek başka bir hareket yok" iddiasında bulunuyor.

Haberi kaleme alan muhabir, hareketin içindeki insanlar bu tip görüşleri 'paranoya' olarak nitelendirdiğine dikkat çekiyor. Reuters'in haberinde, Gülen'in dinlerarası diyalog çabalarına da değiniliyor.


 

Yorumsuz Geçme

Namaz Düşmanı Vekile Atatürk'ün Cevabı

Namaz düşmanı (sözde) Atatürkçülerin kulakları çınlasın... 

Namaz kılan subayı gammazlayan vekili, Atatürk trenden indirmiş


Mustafa Kemal Atatürk, namaz kılmayı suçmuş gibi gören bir milletvekilinin sonraki seçimlere katılmasını da engellemiş.
Mustafa Kemal Atatürk'ün, namaz kılan yüksek rütbeli bir subayı ihbar eden milletvekilinin trenden indirilmesini istediği ortaya çıktı.



Atatürk, aynı milletvekilinin tekrar seçilmesini de engellemiş. Bu olayı aktaran Dumlupınar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ali Sarıkoyuncu, Atatürk'ün, gammazcı vekil hakkında, "Bu adam namaz kılmayı kendi aklınca suç görüyor." dediğini söylüyor.

Devamını Oku

Yorumsuz Geçme

Karanlık Kurul Yine Kaos Peşinde!

 Karanlık Kurul yine kaos peşinde! - İZLE
Samanyolu ekranlarında beğeniyle izlenen Tek Türkiye'nin son bölümünü kaçıranlar için bu akşam tekrar Samanyolu ekranlarında...

Doktor Tarık'ın ve köylünün örgütle mücadelesi devam ederken karanlık kurulda işler iyice karıştı. Kaos için plan üstüne plan yapanlar, kendi dertlerine düşüyor. İşte Karanlık Kurul'un tartışmaları ve yeni senaryoları...

VİDEOYU MUTLAKA İZLE, DEHŞET SENARYO..




Tek Türkiye'de kaos oluşturmak için plan üstüne plan yapan Karanlık Kurul, kirli hedefine ulaşmak için her yolu deniyor. Psikolojik savaş yürüttüklerini söyleyen kurul üyeleri, 4 koldan yürüttükleri çalışmaların başarısız olmasından dolayı kızgınlıklarını ve öfkelerini ifade ediyorlar. Ülkede irtica tehlikesi var yaygarasını tekrar ısıtıp gündeme getiren Karanlık Kurul, yeni planlarını tartışmaya açıyor.

Bütün karanlık örgütlerin aynı hedef için çalıştığını belirten Karanlık Kurul üyeleri örgüt içindeki çatışmayı ve moral bozukluğunu da gündeme getiriyor. Planlara ve işbirliğine rağmen işlerin istedikleri gibi yürümediğinden şikayet eden karanlık kurul üyeleri bu sefer birbirlerini suçluyor.

Karanlık Kurul'un bağlı olduğu yabancı servisin sorumlusu ise oynanan oyunun kurallarını işbirlikçilere açık bir şekilde anlatıyor.

Samanyolu ekranlarında nefes kesen heyacana ortak olmak isteyenler bu gece saat 21.25'te Tek Türkiye'yi kaçırmasın.

Yorumsuz Geçme

YouTube'a Erişim Kısmen Sağlanabiliyor

 

YOUTUBE'A ERİŞİM KISMEN SAĞLANABİLİYOR

Böylesi ancak Türkiye'de olur!
Youtube yasağı kalktı. Ama henüz tüm bölgelerden erişim sağlanamıyor.

Shiftdelete.net'in haberine göre YouTube'a erişim yasağı konusunda memleketimize özel ilklerden biri gerçekleşti ve günlerdir uygulamada olan yasakla ilgili ilginç bir değişiklik oldu. Türk Telekom üzerinden YouTube'a girmeye çalışanlar, iki farklı şekilde engelleniyordu. Bunlardan ilki; alan adı üzerinden yasaklama. Bu yasak, bilgisayarın ağ bağlantı seçeneklerinde bulunan DNS adresi değiştirilince kolayca aşılabiliyordu. Türk Telekom, bu değişiklik üzerine ikinci önlemini de alarak IP üzerinden yasaklamış ve DNS değişikliği işe yaramaz hale gelmişti. İkinci yasağı delmek için ise Proxy kullanmak gerekiyordu.

IP Engeli Kalktı

Bugün yapılan denemelerde Türkiye'nin belirli bölgelerinden Youtube.com'a normal yollarla erişim sağlanabilirken kimi bölgelerde ise erişim halen sağlanamıyor. Konuyla ilgili yetkililerin resmi açıklama yapması bekleniyor.

İlk Mahkeme Kalktı

Bu değişiklik, biraz kafa karıştıran cinsten. Daha önceden YouTube'un ana sayfasına girmeye çalıştığınızda iki mahkeme kararı vardı. Şimdi bir tane var. Hangi video içeriği alan adı yasağı getiriyor, hangi video IP yasağını da hak ettiriyor, merak konusu...
Yorumsuz Geçme

Yalçın Küçük de Apocu Çıktı..

ULUSALCILIK DEYİNCE MANGALDA KÜL BIRAKMIYORDU

Küçük'ün foyasını ortaya çıkaran sözler...
Abdullah Gül ve Erdoğan'a Yahudi suçlamasında bulunan Yalçın Küçük'ün bakın hangi foyası ortaya çıktı.

Abdullah Gül ve Erdoğan'a Yahudi suçlamasında bulunan Yalçın Küçük'ün 1993 yılında Abdullah Öcalan ile yaptığı röportajında terörist başına övgü dolu sözler sarfettiği ortaya çıktı.

Yalçın Küçük'ün 1993 yılında Abdullah Öcalan ile yaptığı röportaj 'Diriliş Öyküsü' adıyla yayınlandı. Küçük'ün Abdullah Öcalan'a, 'Sizi çok sağlıklı ve güzelleşmiş gördüm. Bütün bu gürültülere, savaşa rağmen herhalde içiniz rahat olmalı' dediği ortaya çıktı. Yalçın Küçük'ün Abdullah Öcalan'ı öve öve bitiremediği sözlerini Sabah Gazetesi yazarı Nazlı Ilıcak köşesine taşıdı. İşte çok konuşulacak o sözler..

Kendilerine ulusalcı deyip, Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesini teşvik edenlere ise "vatan haini" gözüyle bakanlara şaşıyorum. Oysa, bu ulusalcıların arasında öyleleri var ki!

İşçi Partisi Başkanı Doğu Perinçek'in, 1991 yılında Abdullah Öcalan'ı ziyaret edip, Bekaa Vadisi'nde PKK kıtasını teftiş ettiği, Apo'dan gülerek çiçek aldığı fotoğraflara yansımıştı. Sonra ne hikmetse, en büyük Kemalist, en büyük ulusalcı o oldu.



Perinçek ile aynı çizgide bulunan Yalçın Küçük'ün ise, cemazi-ül evvelini, Önder Aytaç ile Emre Uslu'nun Taraf gazetesindeki makalesinden öğrendim. Sizlerle paylaşıyorum: Yalçın Küçük, 1993 yılında, Abdullah Öcalan ile yaptığı söyleşiyi "Dirilişin öyküsü" adıyla yayınlamış. İşte bazı bölümler:

Yalçın Küçük: Sizi çok sağlıklı, çok güzelleşmiş gördüm. Bütün bu gürültülere, savaşa rağmen herhalde içiniz rahat olmalı... Sevgili Başkanım, mücadele sürüyor, savaş devam ediyor. Geçen yaz hem Halkın Emek Birliği için, hem de Bochum'daki Uluslararası Festival için gittiğimde şunları söyledim: 'Harran'ın altından kanallar açılıyor, üstü yeşerecek. Bu güzel ama, PKK ve özellikle lideri Apo, Kürt insanının başında gül bahçesi açtırıyor' dedim.

Abdullah Öcalan: Evet o cümleniz hayli anlamlı geldi. Ben de yazdığım kitapta 'Kürt başkaldırısı, Bedirhan isimli bir prensle başladı, sonra yoksul bir Kürt çocuğunun liderliğine geldi; şimdi halk emekçi bir Kürt'ün liderliğinde büyüyor' diyorum.

Yalçın Küçük: Panellerde söylediğim şu: 'PKK ve lideri Abdullah Öcalan Kürtlüğü değiştirerek yükseltmek istiyor.' Bunun övgüyle kaydedilmesi lâzım... Sevgili Başkanım, bana göre de, 1920'de Kemal Paşa, o lider kadrosu içinde en geride olan insandı. Ama çeşitli nedenlerle başkanlığı aldı ve sonunda 1930'lu yıllarda Kemalizm denilen yüzeysel, bir zaman için işleyen bir sistemi ortaya koydu. Ve bir müddet için Kürtlüğün üstünü örttü. Kemalizm'in arabesk bir yanı vardı; Arap dünyasında her şey yüzeyseldir, bütün figürler, derinliği olmayan figürlerdir. Kemalizm'i de felsefi alanda arabesk bir ideoloji olarak düşünebiliriz... Kemal Paşa Fransızları taklit etti; şimdikiler Amerikan taklidi oluyor. Yani ben artık Türklüğümden utanç duyuyorum. Kürtler o kadar yükselecek ki, Türkler yerin dibine girecek!


Bir yorum yapmak gerekirse, kısaca şunu söyleyebilirim: Ulusalcılıktan Ergenekon'a uzanan bir yolda böyle hasta ruhlara rastlamak şaşırtıcı olmasa gerek.

  YALÇIN KÜÇÜK KİMDİR? TIKLA

Yorumsuz Geçme

Türkler Nerede Doğuyorlar Ya da Gülen'i Anlamak

Türkler Nerede Doğuyorlar Ya da Gülen'i Anlamak
Mehmet%20GündemTürkler nerede doğuyorlar diye sormak zorunda kaldım.

Neden mi? Anlatayım;

Rivayete göre dünyanın ilk yerleşim merkezlerinden birisidir Madagaskar. Yine rivayete göre Hz Adem bu okyanus adasında neşet etmiş.

Bu topraklara daha önce Türklerden yerleşen olmamış. Birkaç "gönüllü" Türk ilk kez 2001'de gidip yerleşmişler, College La Lumiere yani "Bitmeyen Işık Koleji"ni kurmuşlar.

Bugün 25 milyonluk Madagaskar'da aileleriyle birlikte toplam 25 Türk bulunuyor.

Hint, Çin, Fransız, Endonezya, Arap ve birçok milletin yasadığı ada ülkesinde "ilk Türk bebeği" 7 Temmuz 2007'de dünyaya gelmiş.

Bebeğe Selim adını vermişler.

Bu durum "Türkler nerede doğuyorlar" sorusunu düşürdü aklıma.

Dünyanın her yerinde…

Benim bildiğim şu anda en az 130 ülkede fikir birliği etmiş halde "mefkure sahibi" Türkler yaşıyorlar ve yüzlerce bebek doğuyor. Her bebekle daha da kök salıyor düşünceleri.

Neden? Ülkelerinden uzakta yaşadıkları için.

Ülkelerini sevdikleri kadar insanı da sevdikleri için. Sevgi ve sorumluluk duygusunun bileşkesi onları harekete sevk ettiği için…

İçlerinde, insanlığa dair "büyük ürperti" duydukları için.

Peki bu "gönülle" yeryüzüne dağılmışlık kimin eseri?

Kitleleri büyük bir ideale inandıran fikrin…

Bakın Anadolu insanı için dünya ne kadar da küçüldü, olmadığımız, yaşamadığımız yer neredeyse kalmadı. Koca dünya küçüldü ve sığdı Anadolu'ya.

Bu tablo "Türkiye bir dünyadır" gerçeğini fısıldıyor bana.

"Türk okulları" dışarıda bir "sığınak" olarak anlamını buluyor.

Dünya insanları, siz Anadolulu, siz "yabancı Türklere" dünyanı her yerinde çocuklarını emanet ediyorlar.

Bu nasıl olur, akıl alır gibi değil.

"Türk okulları" gittikleri her yerde, din, dil, ırk, coğrafya farkı gözetmeksizin benzer ilgi ile karşılanıp benzer başarılar elde ediyorlar.

Değer ve anlam bunalımı yaşayan insanlığa "sevgi okulları" yeni bir soluk vaat ediyor, "sulh adaları" olarak "ne olursan ol gel" çağrısı yapıyor.

Türk yapımı bir "dalga kıran" yükseliyor.

İnsan odaklı bu büyük seferberlik sevginin hayata taşınmış halidir.

İnsanı canlı tutmanın yolunun insana hizmetten geçtiğini öğreten bir "düşünce" bu.

Bu tablonun arkasında duran bir büyük fikir, derin bir düşünce ve aksiyon var elbette. Bir de ne kadar kendisini nefyetse de o fikrin mimarı…

Fethullah Gülen'den söz ediyorum…

Büyüklüğü, çapı ve etkinliği gittikçe artan bir hareketten, onun paradigmasından söz ediyorum.

Bu hareket siyasi değil, "sosyal ve manevi" bir çizgide yol alıyor.

Yeni bir insan tipi beliriyor, donanımlı ve değerleriyle kayıtlı…

Topluma, yakın ve uzak coğrafyalara ilgili, duyarlı, oralarda insan adına olup bitene karşı mesuliyet hisleriyle dolu insan…

"Dünyada beklentim değil, hep derdim oldu" diyen fikrin rehberliğinde "Türkiyeli bir dünya" kuruluyor.

Türkler dünyaya dağılırken, Türk bebekleri dünyanın her yerinde doğup dünyalı olurken, Gülen "Türkiye merkezli bir dünya"dan söz ediyor.

Ona göre bu yeni "paradigmanın gücü" coğrafi büyüklüğü aşıyor.

Yani "dünyadan büyük Türkiye, Türkiye'nin parçası olan bir dünya" söz konusu…

Türkler son 15 yıldır dünyada doğuyorlar, "değerleriyle mücehhez" olarak dünyada yaşıyorlar. Peki dünyada doğan ve dünyada yaşayan Türkler nerede anlaşılıyorlar?

Ya "gönüllüler hareketi"nin fikir mimarı Fethullah Gülen en çok nerede anlaşılıyor?

Nerede suçlanıyor?

Biz insanları "kendi gerçekliğinden" koparıp kendimize benzeterek seviyoruz, tüketiyoruz, ya da bize benzemediği oranda yine "gerçekliği" reddederek anlamsızlaştırıyoruz.

Ne çok insan var ön yargılarımızla ademe mahkum ettiğimiz.

Fikri ve ruhu dünyasını anlayamadığımızdan, anlama gayreti gösteremediğimizden silip attığımız.

Önce kendimiz sonra da başkaları için anlamsızlaştırdığımız insanlar.

Sayıları o kadar çok ki… Bu halimizle biz gittikçe yalnızlaşıyor, gittikçe değersizleşiyoruz.

Bugün vicdanımın sesi hakim yazıya.

İnsan nedense bende "hüzün" çağrıştırıyor.

Hayatını insana vakfetmiş insanın anlaşılmaması "acı" veriyor. Yanlış anlaşılması ise daha derin bir şey; ızdırap.

Bu durumda anlamamak, yanlış anlamaktan çok dahi iyidir. Kime niye düşmanız, kime niye dostuz idrakte zorlanıyorum.

İnsanların düşünce ve davranışlarını eleştirirken neden onların varlıklarını da hedef alır ve neden onları ortadan kaldırma gibi ilkel bir davranışa gireriz?

İçimizi dışa taşırken, kendimizi yansıtırken, konuşurken, yazarken, hissederken yanımızda bir "vicdan" belirmeli.

"İnsaf" bizi gerçeğe çağırır da elimizden, dilimizden gelecek "zulümden" kurtuluruz

Bu dünya zannedildiği kadar büyük ve zannedildiği kadar önemli değil, önemli olan tek varlık insan. Öteki bütün varlıklar, bütün gayretler insan için; insanın selametle, akli, fikri, ruhi, kalbi, vicdani yolculuğunu sürdürebilmesi için…

Hepimizin anlamaya ve anlaşılmaya ihtiyacı var.

Peki bu büyük gerçeğe rağmen neden anlayışımız yetersiz, her şeyimiz gelişiyor da, neden anlayışta tökezliyoruz?

Dünyada bir Fethullah Gülen gerçeği var.

İçinde bulunduğumuz yüzyılda onlarca paradigma iflas etti. Hepsi insanı, mekanı, ülkeleri istila etti.

İnsana değil, insanı yaşadığı yer altı ve yer üstü kaynaklarına yöneldiler.

Bugün Gülen hareketi dünyanın önüne "insanı insana çağıran, insanı yücelten" yeni bir paradigma koyuyor.

Elinize haritayı alın, dünyanın sorunlu bütün bölgelerinde, insanın yanında "çare arayışı" olarak onları görmek mümkündür. Felsefi, fikri ve pratiği olan bir paradigmayla… Okullar o paradigmanın vitrini ama sadece bir parçası.

Büyük resmi görmek lazım…

"İyi anlaşılmış" ve fakat aynı oranda "yanlış anlaşılan" kişi olarak ben Fethullah Gülen'i bilirim...

Çok "iyi anlaşılmış", çünkü yarım asırdır kitlelere "derdini" anlatıyor, onları bir ideale inandırmaya çalışıyor. Anlatanın anlatması, anlayanların himmet ve gayretleriyle ortada bir fikir ve aksiyon belirmiş, Anadolu'dan taşıp dünyaya yayılan bir hareket çıkmış.

Gülen 50 yıla yakındır aralıksız, konuşuyor, yazıyor.

Fikrini ve hissini bu derecede ortaya koyan, ilişkileri şeffaf az sayıda insan vardır.

O, sözde, yazıda, yaşantıda, eserde gösteriyor kendisini.

Yüze yakın kitap, birlerce kayıtlı konuşma…

Dert, insanı konuşturuyor.

"Söz" bir anlam ifade etmiyorsa, hayatı ve eseri ortada. Daha ne desin, daha ne yapsın? Bizim büyük eserlere ilgisiz bir yanımız var.

Gülen'i kendi eserlerinden okumuyoruz, hiç değilse anıt gibi yükselen eseri üzerinde yeniden düşünebilsek.

Dünyanın hayretle ve hayranlıkla ilgi duyduğu "Türk okulları" o eserin bir parçası.

Dünyada adına kürsüler kuruluyor, "anlamak için" kafa yoruluyor, fakat kendi ülkesinde ise bir kısım kişiler "anlayamadıklarından" olacak, "yanlış anlaşılması" için sistematik şekilde çalışıyorlar.

Elbette bu durum Gülen gerçeğini değiştirmiyor.

"Hareket" hareket halinde…

Bu hareket Türkiye'nin iç dinamiklerini, tarihten tevarüs eden şuuraltı müktesebatını ve dünyanın seyrini çok iyi anlamış ve değerlendirmiş durumda.

Değişime tabi olmadan, değişim süreçlerini görebilmiş, paradigmasını oluşturabilmiş…

Zihnimizdeki şablon, hayatı ve hayatın içindekileri, bizi ve bizden olanları anlamaya yetmiyor. Bizi "kirlenmiş zihnimiz" ve "susan vicdanımız" yanıltıyor.

Bu "kimseyi karşısına almayan", insana, olmuyorsa insanın içindeki insana seslenen, müspet "cazibe merkezini" göremiyoruz.

Myanmar diye bir ülkenin varlığını hepimiz yeni, 100 bin insan ölünce öğrendik, ama gördük ki "mefkure sahibi" Türkler oralara da gitmişler yıllar önce…

Yaşatmak için yaşama sevdasından vazgeçerek gitmişler…

Bugün Gülen'e yabancılaşmak, "Türkiyeli dünyaya" yabancılaşmaktır.

Gülen'in arkasında Amerika değil, daha büyük bir güç var…

Devamı haftaya… Anlama çabası için…

Mehmet Gündem, Yeni Şafak

Yorumsuz Geçme